kliniğimizde mevcut uygulamalarımızEN – UYGULAMALARIMIZ


Kozmetik Uygulamalar


  1. Botulinum Toksini

    C.botulinum adlı bir bakteriden elde edilen protein yapıda bir maddedir. Kozmetik olarak kırışıklık tedavisinde kullanılsa da koltuk altı terlemesi, el-ayak terlemesi, migren, spastisite, diş sıkma-gıcırdatma gibi kişinin günlük yaşantısını oldukça etkileyen hastalıkların tedavisinde de kullanılır. Uygulama oldukça konforludur, etki 3. günde başlar, ortalama 4 ay sürer, kişisel farklılıklar ile süre biraz uzayıp, biraz kısalabilir. Terleme tedavisindeki etki 6-9 ay gibi daha uzun süreli olabilmektedir. Kalıcı bir yan etkisi yoktur. Kas hastalığı, gebelik, emzirme gibi durumlarda yapılmaz. Botulinum Toksini alışkanlık yapmaz, botulinum toksini uygulanmadığında kırışıklık artmaz.

  2. Dolgu Uygulamaları

    Kişiler yaş aldıkça cilde esneklik ve dolgunluk veren kollajen, elastin, hyaluronik asit gibi maddeler azalmaya başlar. Deri altındaki yağ kompartmanları hacmini kaybetmeye ve aşağıya doğru yer değiştirmeye başlar. Dermal dolgular ile yaşa bağlı görünür kırışıklıkların, sarkmaların, hacim kayıplarının görünürlüğünün azaltılması hedeflenir. Dudak, yanak, elmacık kemiği, çene hatlarının yeniden şekillendirilmesi, ağız kenarındaki hacim kaybının düzeltilmesi, ince ve derin kırışıklıkların giderilmesi amacıyla uygulanır. Ayrıca cildi nemlendirme özelliği ile cilde doğal esneklik ve hacim kazandırır. En sık hiyalüronik asit olmak üzere, insan vücuduna uygun değişik maddeler ile dolgu uygulamaları yapılabilmektedir. Uygulanan ürüne, bölgeye ve kişinin deri özelliklerine göre etki süresi 10-18 ay arasında değişebilmektedir.

  3. Gençlik Aşısı

    Gençlik aşısı olarak adlandırılan uygulama, ciltte nem dengesini sağlamak, kırışıklıkları azaltmak ya da önlemek, lifting etkisinden faydalanmak amacıyla, hyalüronik asit içeren ürünün cilde uygulanmasıdır. Hyalüronik asit su tutucu özelliği ile cilde nem verir. Kollajen ve elastin artışına katkı sağlayarak cildin daha esnek ve pürüzsüz olmasını sağlarken yaşlanma sürecini de geciktirir. 2-4 hafta arayla 2-4 seans uygulanabilir. 6 ayda bir tekrarlayan uygulamalarla iyilik halinin devamlılığı sağlanabilir. 20-25 yaştan itibaren her yaşta uygulanabilir. İşlemden sonra geçici olarak hafif şişlik, kızarıklık, morluk, hassasiyet olabilir. Bunlar geçicidir. İşlemden sonra 2-3 gün ağır egzersiz, sıcak banyo önerilmez. Sırt üstü yatmak faydalıdır. Yüze hafif masaj yapılabilir.

  4. PRP

    PRP (Platelet Rich Plasma), trombositten zengin kan demektir. PRP tedavisi, kişinin kendi kanı alınarak santrifüj edildikten sonra sorunlu bölgeye uygulanması şeklindedir. Bunun için özel tüpler kullanılır ve en az 1 milyon trombosit sayısına ulaşılması hedeflenir.
    Trombositler normal şartlarda yaralanan deri bölgesine gelerek, büyüme faktörleri salgılarlar ve yara iyileşme mekanizmasında önemli rol oynarlar. Ayrıca yaralanan bölgeye kök hücrelerini çekerler. PRP tedavisi yapıldığında da aynı mekanizmayla ciltte onarım ve yenilenme süreci başlar.
    Cilt sarkması, kırışıklık, leke tedavisi, akne izleri, yara izleri, cilt çatlakları ve saç dökülmelerinde tek başına veya diğer tedavilerle kombine olarak başarılı sonuçlar elde edilebilir. Etkinliği artırmak için radyofrekans, mezoterapi, mikroiğneleme gibi yöntemler birarada uygulanabilir.
    Tedavi 2-4 hafta aralıklarla 3-4 seans yapılmalıdır. Etkisi 2.-3. Seanstan sonra ortaya çıkar ve 1-1,5 yıl devam eder. İşlem sonrası enjeksiyon yerlerinde bazen morluklar olabilir ancak geçicidir. Kişinin kendi kanı olduğu için allerji ve yan etki riski düşüktür.
    Kan sulandırıcı kullanan, kanser öyküsü olan, enfeksiyonu olan kişilere ve hamilellik, emzirme döneminde olanlara uygulama yapılmaz. İşlem yapılan gün sıcak banyo önerilmez. Güneşten korunulmalıdır.

  5. Altın İğne (İğneli Radyofrekans)

    Radyofrekans enerjisini, deri yüzeyine bir zarar vermeden, milimetrik uzunlukta çok ince iğneler yardımıyla cilt altına veren bir uygulamadır. Cilt altına iletilen radyofrekans dalgaları ısıya dönüşerek, düzenli ve kontrollü bir hasar oluşturur. Oluşan hasar ile doğal yara iyileşme mekanizmaları devreye girer ve kollajen, elastin gibi maddelerin üretimi artar. Bu etki ile cilt gençleştirme, boyun ve dekolte bölgesinin toparlanması, gözenek sıkılaştırma sağlanırken kırışıklık, akne izleri, yara izleri, çatlakların tedavisinde de oldukça başarılı olabilmektedir. PRP, mezoterapi gibi diğer işlemlerle de kombine edilebilir. İşlem sonrası birkaç saat kızarıklık ve şişlik oluşabilir ancak yara ve kabuklanma gibi durumlar olmadığından yaz dönemlerinde de uygulanabilir. SECRET altın iğne ile bunların dışında SmartCure teknolojisi ile tekli iğne uçları kullanılarak subsizyon yapılabilmekte, zorlanılan ice-peak akne skarları, kırışıklıklar, ince yüzeyel damarlar, aktif akne başarıyla tedavi edilebilmektedir.

  6. Mezoterapi

    Çeşitli vitamin, antioksidan madde, bağ doku maddeleri, biomimetik peptitler, hyalüronik asit gibi maddelerin minik iğneler yardımıyla derinin orta tabakasına enjekte edilmesi işlemidir. Kişinin mevcut sorunu ve uygulama amacına yönelik ürünler tercih edilir.
    Saç dökülmesi, yüz gençleştirme, lifting, selülit tedavisi, bölgesel yağlanma, yara izi, çatlak ve leke tedavisinde tek başına ya da çoğunlukla mikroiğneleme, radyofrekans gibi yöntemlerle kombine olarak uygulanır.
    Gebelik, emzirme, diyabet, kalp, karaciğer, böbrek hastalığı, kan pıhtılaşma bozukluğu, aktif enfeksiyonu olanlarda, uygulanan maddeye karşı allerjisi olanlarda mezoterapi uygun değildir.

    Yüz mezoterapisi(Mezolifting)

    , cilde parlaklık ve esneklik kazandırmak, sarkma ve yaşlanmayı önlemek ya da geriletmek, yorgun görünümü gidermek, sigara kullanımına bağlı cilt hasarını onarmak, güneşin zararlı etkilerini düzeltmek, leke tedavilerinde destekleyici olarak, akne-yara-yanık izi tedavisinde destekleyici olarak etkili bir şekilde kullanılır. 1-4 hafta aralarla 4-6 seans uygulanır. 3-6 ayda bir tekrarı yapılabilir.

    Saç mezoterapisi

    saç dökülmesini azaltmak, mevcut saçın kalitesini artırmak ve yeni saç çıkışını uyarmak amacıyla uygulanır. Kadın ve erkek tüm hastalara yapılabilir. Özellikle stres kaynaklı, mevsimsel, gebelik sonrası dökülmelerde, alopesi areatada, erkek tipi saç dökülmesinde etkilidir. Mikroiğneleme ve PRP ile kombine edilebilir. Uygulanan ürüne göre seanslar 1 hafta-1ay arayla 3-10 seans planlanabilir. İşlem sonrası 2 gün saçlar yıkanmamalıdır. Dermatoloğunuzun önerdiği evde kullanım ürünleri varsa kullanmanız önemlidir.

  7. Saç Dökülme Tedavisi

    Saç dökülmesi tedavisinde öncelikle tanı doğru yapılmalıdır. Saç dökülmesinin nedenlerini ve dökülme tipini öğrenmek gerekir. Dökülmeye yol açan faktörler belirlenerek uygun tedavi planlanır. FDA onaylı ilaçlar Dermatoloji Uzmanı kontrolünde kullanılabilir. Saç mezoterapisi saç dökülmesinde oldukça sık kullanılan etkili bir tedavi yöntemidir. Saçın sağlıklı büyüyüp gelişebilmesi için gerekli olan vitamin, antioksidan, mineral ve dolaşım düzenleyici maddelerin mikroiğneler yardımı ile saçlı deriye doğrudan enjekte edilmesi sürecini içerir. Başarılı sonuçlar alınan yöntemlerden biri de PRP işlemidir. Hastanın kendi kanının alınıp belirli işlemlerden geçirilmesi ile elde edilen trombositlerden zengin plazmanın, şikayet olan bölgeye enjekte edilmesi işlemidir. Bu yöntem özellikle genetik dökülmelerde oldukça etkilidir. Saç mezoterapisi, PRP ile kombine uygulanabilir.
    Saç dökülmelerini önlemek, saçların sağlıklı uzaması ve canlı görünmesini sağlamak için rutin alışkanlıklarda bazı düzenlemeler yapmak gerekir. Örneğin; bilinçsizce yapılan diyetlerden uzak durulmalıdır. Diyet, doktor kontrolünde yapılmalıdır. Protein ağırlıklı beslenmek faydalıdır. Vitamin eksikliği varsa takviye edilmelidir. Çinko, B12, bakır, folik asit içeren besinler tüketilmelidir. Antioksidan yiyeceklere (sebze, meyve gibi) yer verilmelidir. Fast food tarzı beslenme alışkanlıklarından uzak durulmalıdır. Düzenli uyku önemlidir. Stres, sigara ve alkolden uzak durulmalıdır. Uzman kontrolü dışında saç sağlığı için önerilen ilaçlar kullanılmamalıdır.

  8. Cilt Bakımı

    Cildin ihtiyaçlarına ve cilt tipine göre belirlenen uygun yöntem, cihaz ve ürünlerle yapılan bakım işlemleridir. Akne sorunlarının giderilmesi, gözeneklerin sıkılaştırılması, ciltte canlılık ve parlaklığın sağlanması, lekelerin azaltılması amacıyla kuru, karma, yağlı ciltlere özel bakım uzman ve tecrübeli kişiler tarafından yapıldığında ve düzenli yapıldığında etkili sonuçlar alınabilmektedir. Hangi yaş ve cilt tipinde olursa olsun herkesin profesyonel cilt bakımına ihtiyacı vardır.

  9. Aşırı Terleme Tedavisi

    Egzersiz, sıcak ortam, ani heyecan, endişe, korku gibi duygu durumlarında vücut ısısı yükselir ve buna yanıt olarak terleme olur. Vücudun doğal bir tepkisidir. Bu gibi durumlar olmadığında da aşırı terleme oluyorsa ve bu durum kişinin sosyal yaşantısını etkiliyorsa, kıyafet seçimini belirliyorsa, okul veya iş verimini bozuyorsa tedavi etmek gerekir.
    Hiperhidrozis bölgesel veya yaygın şekilde görülebilir. Yaygın hiperhidrozis enfeksiyon, diyabet, kullanılan ilaçlar, tiroid hastalıkları, menopoz gibi hormonal etkiler, gut hastalığı, obezite gibi nedenlerle olabilir ancak herhangi bir sebebe bağlı da olmayabilir. Bölgesel hiperhidrozis koltuk altı, avuç içi, ayak tabanı, saçlı deri gibi sınırlı bölgelerde görülür. Aile öyküsü olabilir ancak genellikle sebepsizdir.
    Tedavi seçenekleri arasında kremler, iyontoforez, botulinum toksini, cerrahi girişimler, ağız yoluyla alınan ilaçlar yer alır. Terleme tipi, terleyen bölge, terleme şiddeti, daha önce kullanılan tedavilere göre tedavi planlanır. Etkinlik ve yan etkiler açısından kişisel farklılıklar gözlenebilir.

  10. Kılcal Damar Tedavisi
  11. Leke Tedavisi
  12. Lazer Epilasyon
  13. Karbon Peeling

    Cilde karbon kremi sürüldükten sonra Q-switched Nd:Yag lazerle uygulanan bir işlemdir. Karbon krem, lazerin deri yüzeyinde ısı ve ses dalgaları etkisinin daha fazla olmasını sağlar. Özel olarak hazırlanmış karbon krem, lazer ışığının etkisiyle, ani bir ısınmayla deri yüzeyinden kalkarken, derinin yüzeysel tabakasını da buharlaştırır. Aynı zamanda lazerin hücre yenilenmesini sağlayan fotoaktivasyon etkisi de gerçekleşir. Böylece kollajen üretimi de artarak deri elastikiyetine fayda sağlar.
    Akne ve gözenek tedavisinde, leke tedavisinde, cildi aydınlatmada, açık renkli tüylerin giderilmesinde etkili bir yöntemdir. 1-2 hafta aralıklarla 4-5 seans şeklinde uygulamalarda ciltteki yağ dengesinin sağlanması ve akne tedavisinde oldukça başarılı sonuçlar alınabilmektedir. Leke tedavisinde ise seans sayıları biraz daha uzun (ortalama 10 seans) olabilmektedir.
    Kimyasal peelingden farklı olarak işlem sonrası, ciltte herhangi bir soyulma, kızarıklık beklenmez. Her mevsimde ve koyu tenli kişilerde de yapılabilen güvenli ve etkili bir işlemdir. Kısa ve konforlu uygulamadan sonra günlük hayata devam edilebilir.

  14. Dövme Silme

    Dövme tedavisi günümüzde yaygın olarak Q-anahtarlı lazerlerle yapılmaktadır. Q- anahtarlı lazerler belirli bir dalga boyundaki lazer ışığını, saniyenin milyarda biri kadar kısa bir sürede üretip deriye aktarma kapasitesine sahip yüksek teknolojili cihazlardır. Boya partiküllerine ulaşan enerji, bu partiküllerin parçalanmasını sağlar. Vücuttaki akyuvarlar bu boya kırıntılarını bölgeden uzaklaştırarak, her seansta dövme renginin açılmasını sağlarlar.
    Tatmin edici sonuçlar için çok sayıda uygulama gerekebilir. Uygulama sayısını etkileyen faktörler vardır. Amatör dövmeler, siyah, solgun, eski dövmeler, proksimal yani vücut merkezine yakın dövmeler, üzerinde kapatma olmayan dövmeler, deri tipi 1-3 olan kişilerdeki dövmeler daha az sayıda uygulama ile silinebilir. Standardize edilmiş bir kriter olmamakla beraber hedeflenen sonuç 1-1,5 metre uzaktan bakıldığında önceki dövmenin farkedilmemesidir.
    Bölgede aktif enfeksiyon, melanom, vitiligo, psoriasis gibi dermatolojik hastalık varlığı, keloid skar öyküsü, diyabet, immunsupresyon, periferik damar hastalığı, kanama diyatezi, nöbet geçirme öyküsü, kardiyak pacemaker, dövme yapılırken gelişmiş alerjik reaksiyon öyküsü varlığnda işlem uygulanmamalıdır.

  15. Peeling

Dermatolojik Hastalıklar


  1. Akne (Sivilce)

    Akne (sivilce), bebeklikten itibaren 35-40 yaşlara kadar her yaşta görülebilen bir hastalıktır. Hormonlar, ilaçlar, stres, beslenme alışkanlıkları, genetik yatkınlık gibi sebeplerle yağ bezi salgısının aşırılığı sonucu oluşur. Akne ile en sık ergenlik döneminde karşılaşırız. Akne hafif, orta veya şiddetli seyir gösterebilir ve tedavi planı dermatoloji uzmanı kontrolünde hastaya göre belirlenir. Antibiyotikli kremler, temizleyiciler, ağız yoluyla alınan antibiyotikler ya da A vitamini türevi ilaçlar aknenin şiddeti, kişinin yaşı, daha önceki kullandığı tedaviler göz önünde bulundurularak planlanır. Tedavi uzun sürelidir ve ilaçların düzenli kullanılması önemlidir. Not: Akne sanılanın aksine karaciğer kaynaklı bir hastalık değildir.

  2. Saç Dökülmesi

    Erişkinde günde ortalama 100-150 tel saç dökülmesi normal kabul edilir. Daha yoğun dökülme ve saçta seyrelme ya da geniş saçsız alanlar söz konusu ise patolojiktir. Saç dökülmesi sebepleri arasında genetik yatkınlık başta olmak üzere, psikolojik ve fiziksel stres, yetersiz ve düzensiz beslenme, hormonal faktörler, kullanılan bazı ilaçlar (hormonlar, zayıflama ilaçları, doğum kontrol hapları ve bazen de bu hapların kesilmesi, A vitamin türevleri gibi), kansızlık, guatr, romatizmal hastalıklar, demir, çinko, folik asit, B12, D vitamin eksikliği, saç düzleştiriciler, fön, renk açıcı boyalar gibi dış faktörler yer alır.
    Saç dökülmeleri kalıcı (skatrisyel) ve geçici (non-skatrisyel) saç dökülmesi olarak gruplandırılır. Skatrisyel alopesi genellikle bir dermatolojik hastalık ile ilişkilidir ve daha nadir görülür. Geçici saç dökülmesi başlığı altında androjenik alopesi, telogen effluvium, alopesi areata gibi toplumda daha sık gördüğümüz hastalıklar yer alır.

  3. Egzema

    Egzema (Dermatit), genellikle deri kuruluğu, döküntü, kaşıntıyla kendini gösteren, zaman zaman tekrarlayıcı olabilen bir deri hastalığıdır. Egzema başlığı altında farklı sebepler ve klinik bulgular ile seyredebilen bir grup hastalık vardır. Atopik egzema, el egzemaları klinikte en sık karşılaşılan egzema tipleridir.
    Atopik egzema küçük çocuklarda daha sık görülen, erişkin dönemde de devam edebilen kronik, tekrarlayıcı bir deri hastalığıdır. Deri kuruluğu ve yoğun kaşıntı en önemli belirtileridir. Hastaların çoğunun kendisinde veya ailesinde alerjik astım, saman nezlesi gibi alerjik hastalık öyküleri vardır. Atopik egzemanın kesin nedeni bilinmemektedir. Genetik yatkınlık, çevresel faktörler, psikolojik nedenlerle derinin bağışıklık sisteminin gösterdiği aşırı bir reaksiyondur. Tanı klinik bulgularla konur. Herhangi bir laboratuvar incelemesine gerek yoktur. Hastalık bulaşıcı değildir.
    Tedavide ilaçlardan daha önemli olan şey korunmaktır. Sık sık ve sıcak banyo yapılması deri kuruluğunu artıracağından önerilmez. Tırnakların uzun olması önerilmez. Viral ve bakteriyel enfeksiyonlardan korunmaya çalışmak önemlidir. Stres, terleme, yünlü kıyafetler, sabun, deterjan gibi temizlik ürünleri, tozlu ortam, polenler, hayvan tüyleri, yumurta, süt, kuruyemişler,deniz ürünleri gibi yiyeceklerden uzak durmak korunmada önemlidir. Koruyucu önlemler dışında mevcut tedaviler hastalığın tekrarını engelleyememektedir. Tedavi hastalığın şiddetine göre belirlenir. Nemlendiriciler, kortizonlu kremler, kaşıntıyı azaltan kremler, ışık tedavileri, savunma sistemini baskılayan ilaçlar kullanılabilir.
    El egzeması ellerde kuruluk, kızarıklık, su kabarcıkları, sulantı ile karşımıza çıkabilen, toplumda oldukça sık görülen bir deri hastalığıdır. Herkesi etkileyebilir ancak atopik egzemalı bireylerde daha sık görülür. Günlük hayatta karşılaştığımız herhangi bir madde teması, mesleki olarak karşılaşılan allerjenler (saç boyası, inşaat malzemeleri, tekstil ürünleri, lateks eldiven, temizlik ürünleri gibi) egzemayı tetikleyebilir ya da alevlendirebilir. Bu nedenle sebebi her ne olursa olsun tedavide en önemli basamak korunmaktır. Etkeni saptamak veya korunmak mümkün olmadığında ve hastalık tekrarlayıcı seyir gösterdiğinde nemlendiriciler, kortizonlu kremler, sulantı varsa ıslak pansuman, deri kalınlığı artmışsa kalınlığı azaltıcı tedaviler gündeme gelebilir. Işık tedavileri, savunma sistemini baskılayan ilaçlar yaygın dirençli hastalıkta kullanılabilmektedir.

  4. Hiperhidrozis (Aşırı Terleme)

    Egzersiz, sıcak ortam, ani heyecan, endişe, korku gibi duygu durumlarında vücut ısısı yükselir ve buna yanıt olarak terleme olur. Vücudun doğal bir tepkisidir. Bu gibi durumlar olmadığında da aşırı terleme oluyorsa ve bu durum kişinin sosyal yaşantısını etkiliyorsa, kıyafet seçimini belirliyorsa, okul veya iş verimini bozuyorsa tedavi etmek gerekir.
    Hiperhidrozis bölgesel veya yaygın şekilde görülebilir. Yaygın hiperhidrozis enfeksiyon, diyabet, kullanılan ilaçlar, tiroid hastalıkları, menopoz gibi hormonal etkiler, gut hastalığı, obezite gibi nedenlerle olabilir ancak herhangi bir sebebe bağlı da olmayabilir. Bölgesel hiperhidrozis koltuk altı, avuç içi, ayak tabanı, saçlı deri gibi sınırlı bölgelerde görülür. Aile öyküsü olabilir ancak genellikle sebepsizdir.
    Tedavi seçenekleri arasında kremler, iyontoforez, botulinum toksini, cerrahi girişimler, ağız yoluyla alınan ilaçlar yer alır. Terleme tipi, terleyen bölge, terleme şiddeti, daha önce kullanılan tedavilere göre tedavi planlanır. Etkinlik ve yan etkiler açısından kişisel farklılıklar gözlenebilir.

  5. Ürtiker

    Ürtiker, aniden ortaya çıkıp, kısa sürede kaybolabilen kızarıklık, kabarıklık, kaşıntı ataklarıyla karakterize oldukça sık görülen bir hastalıktır. Farklı alt tipleri vardır. En sık idiyopatik olağan ürtiker görülür. Muayene bulguları ile tanı konur. Nedeni bulmak için çeşitli sorular sorulur, gerekirse bazı tetkikler istenir. Enfeksiyonlar, her türlü ilaç (en sık ağrı kesiciler, antibiyotikler, kas gevşeticiler, bazı tansiyon ilaçları), hazır gıdalar, ceviz, balık, domates, çilek gibi yiyecekler ürtikerden sorumlu olabilir. Stres çok önemli bir faktördür. Ürtiker için çoğu zaman nedene yönelik alerji testlerinin yeri yoktur.
    Tedavide antihistaminikler ilk olarak tercih edilir. Şikayet olsa da olmasa da düzenli kullanmak gereklidir. Yeterli olmazsa doz artırılabilir. Uzun süreli kullanım gerekebilir. Dirençli ve özel durumlarda steroid, siklosporin gibi bağışıklık sistemini etkileyen ilaçlar veya omalizumab kullanılabilmektedir. Ürtikere eşlik edebilen avuç içi ayak tabanında şişlik, dilde, boğazda şişlik ve yutma güçlüğü, nefes darlığı şeklinde görülen anjioödem bulgularının olması durumunda ise en yakın sağlık birimine başvurulmalıdır.

  6. Zona Zoster (Gece Yanığı)

    Zona, su çiçeği enfeksiyonuna sebep olan varisella zoster virusunun etken olduğu ikincil bir enfeksiyondur. Suçiçeği enfeksiyonundan sonra sinir köklerinde sessizce bekleyen viruslar, stres ya da vücut direncini azaltan herhangi bir nedenle tekrar aktive olup duysal sinirlerle deriye gelerek zonayı oluşturur.
    Zona, 50 yaş üzeri daha sık olmakla birlikte her yaşta görülebilir. Genellikle sınırlı bir alanda, kızarık zeminde minik su kabarcıkları şeklinde başlar ve genellikle çok ağrılı bir hastalıktır. Suçiçeği geçirmemiş bir kişinin bu lezyonlara yakın teması ile suçiçeği geçirmesi olasıdır. Bunun dışında hastalık bulaşıcı değildir.
    Genellikle ağrı, döküntüden birkaç gün önce başlar. Bu süreçte yerleşim yerine göre kalp ağrısı, apandisit, sistit, migren gibi ağrılı hastalıklarla karışabilir. Zona nadiren deri lezyonu yapmaksızın sadece ağrı ile seyredebilir. Böyle bir durumda zona diyebilmek için, diğer tüm olasılıkların dışlanması gerekir. Genç yaşlarda ağrı hafiftir, bazen hiç olmayabilir. Döküntüler genellikle 2-3 hafta içerisinde gerilerken ağrı 1-1,5 ay sürebilir. Bazen hiç kaybolmadan veya geçtikten sonra tekrar başlayarak postherpetik nevralji şeklinde sürer.
    Zona tedavisinde hastanın yaşı, savunma sisteminin yeterli olup olmaması, lezyonların yerleşimi ve süresi gibi faktörler dikkate alınır. Islak pansuman, ağrı kesiciler bazen yeterli olurken bazı durumlarda sistemik antiviral tedavi ön plana çıkar. Deriye sürülen antiviral kremlerin zonaya etkisi yoktur. Şiddetli zona lezyonları iz bırakabilir ve zona nadiren de olsa tekrarlayabilir.

  7. Keloid/Hipertrofik Skar

    Derideki bir yaralanmayı takiben veya bazen kendiliğinden oluşan, kontrolsüz fibröz doku büyümesidir. Aşırı kollajen sentezi söz konusudur. Cerrahi girişimler, iltihap, sivilce, kulak delinmesi, aşılanma, böcek ısırıkları, künt travma, yanık gibi bir travma sonrası oluşabilen sık görülen bir sorundur. Ailesel bir yatkınlık söz konusudur ve koyu tenlilerde sıklığı artar. Keloid bazen herhangi bir travma olmadan kendiliğinden de oluşabilir.
    En sık omuz, sırt, göğüs, ön kol, yanak ve kulak memelerinde yerleşen oldukça sert, düzgün yüzeyli, deri renginde-pembe-kırmızımsı, kabarıklıklar şeklinde görülür. Bazen kaşıntılı veya ağrılı olabilir.
    Keloide yatkın kişilerde korunma önemlidir. Özellikle kulak delme gibi travma yaratabilecek kozmetik işlemlerden uzak durulmalıdır. Tedavide uygulanan yöntemler şikayetlerde büyük oranda azalma sağlasa da kliniğin tamamen gerilemesi zordur. Masaj ve basınç uygulama tedavisi, retinoid-silikon-imiquimod-kortizon içeren kremler, kriyoterapi, lazer tedavisi, ilaç enjeksiyonları gibi yöntemler tek başına veya birlikte uygulanarak tedavide fayda sağlanabilir. Çok gerekmedikçe keloidin cerrahi olarak çıkarılması önerilmez. Çünkü cerrahi işlem sonrası %45-100 oranında tekrarlar.

  8. Melasma (Güneş Lekeleri)

    Güneşin zararlı etkilerine bağlı olarak en sık rastlanan cilt lekeleri çiller, gebelik lekeleri, solar lentigo ve melazmadır.
    Melazma türü lekeler genellikle 20’li yaşlardan itibaren ve sıklıkla yüz bölgesinde görülen sıklıkla iki taraflı ve simetrik, kahverenkli, keskin, düzensiz sınırlı lekelerdir. 20-40 yaş arası kadınlarda ve koyu tenli kişilerde daha sık görülür. Olguların %90’ı kadın, %10’u erkektir. Melazmanın hamilelik döneminde görülen şekli kloasma veya gebelik maskesi olarak adlandırılır.
    Melazmanın kesin nedeni bilinmemektedir. Bazı kozmetik ürünler, ilaçlar, kimyasal maddeler ve bitki özsularının güneş ışınlarıyla etkileşimi sonucunda cilt lekeleri ortaya çıkabilir. Güneşlenme, hamilelik, hormon tedavileri ve doğum kontrol hapları güneş lekesini tetikler. Tiroid hastalıklarıyla ilişkisi net değildir ancak hipotiroidi ile birlikte görülme olasılığı yüksektir. Aile içerisinde birden fazla kişide görülebilmesi, genetik yatkınlık olabileceğini düşündürmektedir. Hastaların %30’unda aile öyküsü vardır. Pek çok hastalık gibi melasma da stresle ilişkili olabilmektedir. Tetikleyici faktörlerle derideki renk hücreleri olan melanositler tarafından aşırı melanin üretilmesiyle pigmentasyon gelişir. Önlenebilir en önemli risk faktörü, güneş maruziyeti ve güneş hasarıdır. Bütün bunlarla birlikte melazma en çok sağlıklı, gebe olmayan erişkinlerde görülür.
    Melazma en sık alın, yanak, burun üzeri, dudak üstü, çene ve nadiren boyun ve kollarda görülür. Yaz aylarında daha belirgin hale gelir. Yüzeyel tipi koyu kahve renklidir ve wood ışığı ile belirginleşir. Tedaviye yanıt daha iyidir. Derin tipi ise açık kahve veya mavimsi gri renklidir, wood ışığı ile değişmez ve tedaviye yanıt azdır. Bir de mikst tip vardır ki bu, en sık görülen tipidir. Birçok kişide melazma, kronik bir hastalık olarak karşımıza çıkar.
    Tedavide öncelikle düzenli olarak yaz-kış, gün içinde 4 saatte bir en az 30 faktörlü güneşten koruyucu ürünler kullanılması gerekir. Ayrıca güneşten koruyucu kullanırken bile çok fazla direk güneşe maruz kalınmamalı, gölgede durmaya özen göstermeli ve şapka, gözlük takılmalıdır.
    Güneş ışınlarının etkisini kaybetmeye başladığı ekim ayından sonra ise; leke giderici kremler, kimyasal peeling, enzimatik peeling, laser tedavileri, PRP ve mezoterapi yöntemleri tek başına veya birlikte kullanılarak lekeler tedavi edilebilir. Ancak gebelik dönemine yönelik bilimsel veriler olmadığından bu uygulamaların kullanılmaması gerekir. Yaz döneminde leke tedavisi önerilmez. Leke tedavisi yapılırken çok agresif tedavilerden kaçınmak gerekir. Aksi halde lekeyi tetikleyebilir. Yüzeyel güneş lekeleri tedaviye daha iyi yanıt verir. Derin yerleşimli lekelerin tedaviye yanıtı azdır. Gebelikte oluşmuş lekeler ise bazen doğum sonrası kendiliğinden de iyileşebilir. Hiçbir tedavi lekelerin tekrarlamasını engellemez. Bu nedenle tedavi yanıtı iyi olsa bile tedaviden sonra korunmaya devam etmelidir.

  9. Mantar Enfeksiyonları

    Sağlıklı insan derisi PH (asidite)’sı 5.5 civarındadır. Bu da derimizi fırsatçı enfeksiyonlardan korumak için önemlidir. Özellikle nemli ve havasız kalan kol altı, kasık, ayak parmak araları gibi vücut bölgelerinde deri PH’sının bozulması daha kolaydır ve fırsatçı mantar enfeksiyonlarının gelişimi bu bölgelerde daha sıktır. Deri bütünlüğünün bozulması veya kişinin direncinin zayıf olması gibi durumlarda da bulaş yoluyla vücudun her bölgesinde mantar enfeksiyonlarına rastlanabilir.
    Bölgenin uzun süre nemli ve kapalı kalması; vücut direncini azaltan diyabet, HIV, ilaç kullanımı gibi durumlar; deri, saç ve tırnak bütünlüğünü bozan travmalar; ortak kullanılan soyunma odaları, spor salonları, yüzme havuzu, sauna, hamam ve duşlar; kötü hijyen koşulları; ortak kullanılan kıyafet, terlik, ayakkabı gibi eşyalar mantar hastalıkları için önemli risk faktörleridir. Dikkat edilmelidir.
    Mantar enfeksiyonları egzema gibi farklı hastalıklarla karışabildiğinden Dermatoloji uzmanı tarafından değerlendirilerek gerekirse mikroskopta direkt bakı yapılarak tanı kesinleştirilmeli ve tedavi edilmelidir. Tedavide antifungal kremler, solüsyonlar, ağız yoluyla alınan tabletler kullanılır. Enfeksiyonun yaygınlığı ve tutulan bölgeye göre tedavi planlanır. Uygun şekilde ve uygun sürede tedavi kullanımı enfeksiyonun tekrarlama olasılığını azaltır.

  10. Rozasea (Gül Hastalığı)

    Bölüm güncelleniyor…

  11. Pitriasis Rosea (Madalyon Hastalığı)

    Bölüm güncelleniyor…

  12. Genital Siğil

    Bölüm güncelleniyor…

  13. Genital Herpes

    Bölüm güncelleniyor…

  14. Nevüs (Ben)

    Bölüm güncelleniyor…

Uzm.Dr.Nurhal Mercan Bozkurt Kimdir?

25 Aralık 1978 yılında Burdur’da doğdum. 1996 yılında Burdur Anadolu Lisesi’nden mezun olarak orta okul ve lise öğrenimimi tamamladım. 2002 yılında EGE Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldum.

2003-2009 yılları arasında uzmanlık eğitimimi SDÜ Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı’nda tamamladım. Mecburi hizmetimi Osmaniye Devlet Hastanesi’nde tamamladıktan sonra 2011 yılından itibaren Alanya Devlet Hastanesi’nde meslek hayatıma devam ettim. Bu süreçlerde Dermatoloji ve Kozmetoloji alanında çok sayıda kongre ve kurslara, meslek içi eğitimlere katıldım. ALKÜ Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’inde görev aldıktan sonra kendi muayenehanemde çalışmayı arzulayarak devlet görevinden ayrıldım.

Dr.Nurhal Mercan Bozkurt Kliniği (NMB Klinik’te) dermatolojik hastalıkların tanı ve tedavisi yanında kozmetoloji alanında da hizmet vermeye başladım. Genel Cerrahi Uzmanı Op.Dr. Serkan Bozkurt ile evliyim ve 2 oğlumuz var.

Dernek Üyelikleri

  • Türk Dermatoloji Derneği
  • Akdeniz Dermatoloji Derneği
  • Çukurova Dermatoloji Derneği
  • Kozmetoloji ve Dermatoloji Akademisi Derneği



Kongreler

  • 8. İstanbul Kozmetik Dermatoloji Simpozyumu 10-13 Mayıs 2018
  • İDEA 2018 Congress: Dermatology&Dermatopatology&Esthetics Academy 2018 08-11 Mart 2018
  • 9. Uludağ Dermatokozmetoloji Günleri 09-12 Mart 2017
  • 12. Ege Dermatoloji Günleri 10-14 Mayıs 2017
  • 12. Dermatolojide Gelişmeler Simpozyumu 18-21 Mayıs 2017
  • 9. Dermatoloji Bahar sempozyumu 12-15 Nisan 2017

Akne • Egzama • Sedef
Saçkıran • Mantar • Vitiligo
Alerjik Deri Hastalıkları
Gül Hastalığı
Kurdeşen • Uyuz • Siğil
Bütün deri ve zührevi hastalıklarının teşhis ve tedavisi muayenehanemizde yapılmaktadır

GALERİ

bize ulaşınİLETİŞİM

İletişim Bilgileri

Oba Mah. Yüzbaşıoğlu Sok. No:15/1 Kat:3 Daire:5 Alanya/ ANTALYA

İletişim Formu
  • 2 + 72 =
Google Maps

Bu sitede yer alan bilgiler, kişileri bilgilendirmek amacıyla hazırlanmış olup, hiç bir şekilde hastalıkların tanı veya tedavisinde kullanılamazlar.